Geleceğin İçinde Yaşıyoruz: Medeniyetlerin Büyük Sıfırlanma Döngüsü
Geleceğin İçinde Yaşıyoruz: Medeniyetlerin Büyük Sıfırlanma Döngüsü

Okumaya Başlamadan Önce Not: Bu metin, herhangi bir bilimsel iddia taşımayan tamamen hayal ürünü bir kurgudur.

Gelecek dediğimiz şeyin tam göbeğindeyiz. Teknolojinin ve bilimin zirvesinde olduğumuzu düşünüyoruz. Ama asıl soru şu: Bu sahneyi daha önce kaç kez izledik? Bugün hâlâ sırrını çözemediğimiz Mısır Piramitleri, Bolivya’da lazerle kesilmiş gibi duran Pumapunku taşları ve sismik deneylerde içi boş bir metal gibi çınlayan o tuhaf Ay, bana tek bir şeyi düşündürüyor: Biz ilk değiliz. Hatta muhtemelen en iyisi de değiliz.

Ay: Doğal Bir Uydu mu, Yoksa Antik Bir Üs mü?

Geçmişte yaşayanlar da bizim gibi bir zirveye ulaştı. Belki de bizden çok daha ileri bir noktaya… Özellikle Ay meselesi sandığımızdan daha somut bir teknoloji olabilir. Bugün ISS gibi yapıları yörüngeye yerleştirebiliyorsak, binlerce yıl önce çok daha gelişmiş bir uygarlığın Ay’ı devasa bir yapay üs olarak inşa etmiş olması neden imkânsız olsun? İçi boş, metalik bir gövdeye sahip bu yapı, zamanla uzay tozu ve enkazla kaplanıp doğal bir uydu görüntüsüne bürünmüş olabilir.

Sümer tabletlerinde adı geçen Anunnakiler belki de bu sistemin operatörleriydi. Yönetenler, gözetenler ya da sadece teknolojiyi kullananlar… Ama ne olduysa, o medeniyetler zirveye dokunduğu anda bir şey oldu. Sanki görünmeyen bir el “fazla ileri gittiniz” dedi ve sisteme bir format (reset) atıldı.

Büyük Tufan ve Medeniyetlerin Formatlanması

Nuh Tufanı gibi küresel yıkımlar, antik şehirlerdeki tuhaf erime izleri ya da nükleer patlamayı andıran kalıntılar tesadüf değil. Bunlar, medeniyetin üzerine çekilen birer format perdesi. Her şey siliniyor, bilgi yok oluyor, teknoloji ortadan kalkıyor. Ay’daki o devasa yapı terk ediliyor ve insanlık tekrar mağaralara, en başa dönüyor.

Yeni Bir Sıfırlanma Noktasındayız

Ve şimdi… Aynı noktadayız. Genetikle oynuyoruz, yapay zekâyı yaratıyoruz, atomu parçalıyor ve uzayı zorluyoruz. Yani son sürat o tanıdık eşiğe doğru gidiyoruz; o büyük sıfırlanma anına. Bizden binlerce yıl sonra yaşayacak olanlar, bizim beton yığınlarımıza bakıp “Bu ilkel insanlar bunları nasıl yapmış?” diye soracak.

Kısacası mesele şu: Bugün zirvedeyiz ama bu bir başarı hikâyesi olmayabilir. Belki de bu, bir sonraki taş devrinin başlangıç düdüğü.


Not: Bu metin, tarihsel ya da bilimsel bir gerçeklik iddiası olmaksızın, hayal gücünün serbest bir egzersizi olarak kaleme alınmıştır. Tamamen kurgusal bir hikâyedir.