
Doğal hidrojen üretimi için pilot kuyular devreye girdi
doğal hidrojen üretimi, Kanada’nın Quebec bölgesinde tamamlanan iki pilot kuyu ile yeni bir aşamaya taşındı. Projeyi geliştiren Vema Hydrogen, yer altı kayaçlarından doğrudan hidrojen elde etmeyi hedefleyen teknolojisini sahada ilk kez uyguladığını açıkladı.
Şirketin açıklamasına göre bu adım, büyük ölçekli ve düşük emisyonlu hidrojen tedariki için kritik bir kilometre taşı olarak görülüyor.
Kayaçlardan hidrojen çıkarma hedefi
Vema Hydrogen, Engineered Mineral Hydrogen olarak adlandırdığı yöntemle yer altındaki doğal süreçlerden oluşan hidrojeni üretilebilir enerji kaynağına dönüştürmeyi amaçlıyor. Şirket, bu yaklaşımın Kuzey Amerika’da sanayi ve veri merkezi gibi yüksek enerji tüketen sektörleri besleyebileceğini belirtiyor.
Projenin bir diğer ayağında ise veri merkezlerine yönelik enerji çözümleri sunan Verne ile yapılan hidrojen alım satım anlaşması bulunuyor. Planlamaya göre temiz hidrojenin veri merkezi müşterilerine güç sağlaması ve operasyonların 2028 civarında başlaması hedefleniyor.
Uzmanlar doğal hidrojeni neden önemli görüyor
Saskatchewan merkezli doğal hidrojen arama şirketi MAX Power Mining’in CEO’su Ran Narayanasamy, doğal hidrojenin onlarca yıl sonra ortaya çıkan ilk yeni birincil enerji kaynaklarından biri olabileceğini söylüyor.
Narayanasamy’ye göre bugün kullanılan hidrojenin büyük bölümü endüstriyel yöntemlerle üretiliyor. Yer altından doğrudan çıkarılan hidrojen ise daha temiz ve daha düşük maliyetli olma potansiyeli taşıyor.
Hidrojen üretiminde renkler ne anlama geliyor
Enerji sektöründe hidrojen üretimi farklı yöntemlere göre renklerle sınıflandırılıyor. Kömürden elde edilen siyah ve kahverengi hidrojen yüksek emisyon içeriyor. Doğal gaz tabanlı gri ve mavi hidrojen daha yaygın kullanılıyor.
Yenilenebilir enerjiyle elektroliz yöntemiyle üretilen yeşil hidrojen düşük karbonlu kabul ediliyor ancak maliyeti yüksek kalıyor. Yer altı jeolojik kaynaklardan çıkarılan hidrojen ise sektörde genellikle turuncu veya doğal hidrojen olarak adlandırılıyor.
Uzmanlara göre bugün piyasadaki hidrojenin çok büyük bölümü fosil yakıt temelli üretimden geliyor. Bu nedenle daha temiz ve ucuz alternatif arayışı hız kazanmış durumda.
Maliyet avantajı iddiası
Vema CEO’su Pierre Levin, hidrojenin yakıldığında yalnızca su açığa çıkardığını ve karbondioksit üretmediğini vurguluyor. Levin’e göre küresel ölçekte ciddi karbonsuzlaşma hedefleri için milyarlarca ton hidrojen üretimi gerekiyor.
Şirket, kayaçlardan hidrojen üretim maliyetinin kilogram başına bir doların altına inebileceğini öngörüyor. Bu seviyenin yakalanması hâlinde hidrojenin fosil yakıtlarla doğrudan rekabet edebileceği ifade ediliyor.
Yer altı hidrojeninde kritik zorluklar
Analistler, yaklaşımın umut verici olduğunu ancak önemli teknik belirsizlikler içerdiğini belirtiyor. En büyük soru işaretleri arasında yer altındaki hidrojenin sürekliliği ve ekonomik olarak sürdürülebilir akış sağlayıp sağlayamayacağı bulunuyor.
Uzmanların dikkat çektiği başlıca riskler şöyle özetleniyor:
Rezervuar davranışının değişken olması
Su kaynaklarına olası etkiler
Endüstriyel faaliyetlerin tetikleyebileceği sismik riskler
Arama ve ölçüm standartlarının henüz olgunlaşmamış olması
Bu nedenle her yeni pilot çalışma, sektör için adeta yol haritası oluşturuyor.
Taşıma ve depolama hâlâ zor
Hidrojenin fiziksel özellikleri de ayrı bir mühendislik sorunu yaratıyor. Uzmanlara göre hidrojen, periyodik tablodaki en hafif element olduğu için gaz hâlinde düşük hacimsel enerji yoğunluğuna sahip.
Sıvılaştırma süreci ise oldukça düşük sıcaklıklar gerektiriyor ve bu durum buharlaşma kayıpları gibi teknik zorluklar doğuruyor. Bu nedenle üretim kadar taşıma ve depolama altyapısı da sektörün önündeki kritik başlıklar arasında yer alıyor.
Küresel enerji dengesi değişebilir
Analistlere göre yer altında yaklaşık bir trilyon ton hidrojen bulunabileceği tahmin ediliyor. Bu kaynağın küçük bir bölümünün bile ekonomik biçimde üretilebilmesi, küresel enerji dengelerinde önemli değişim yaratabilir.
Uzmanlar, jeolojik hidrojenin sürekli ve güvenilir akış sağlayabilmesi hâlinde, hidrojenin deneysel bir iklim çözümünden çıkıp gerçek bir enerji altyapısı bileşenine dönüşebileceğini değerlendiriyor.
