Artemis II misyonu bilimsel bir keşif mi yoksa sadece bir PR çalışması mı?
Artemis II misyonu bilimsel bir keşif mi yoksa sadece bir PR çalışması mı?

Artemis II misyonu kapsamında dört astronot, Orion kapsülüyle Ay’ın çevresinde dört gün geçirdikten sonra 11 Nisan’da Pasifik Okyanusu’na başarılı iniş yaptı. Reid Wiseman, Victor Glover, Christina Koch ve Jeremy Hansen’den oluşan ekip, insanlığın yarım asırdan uzun süredir gerçekleştirmediği bir yolculuğa imza attı. Ay’ın uzak yüzünü bizzat gözlemlediler, el kameralarıyla görüntüler kaydettiler. Ancak görevin bilimsel çıktıları, beklenenin oldukça altında kaldı.

Dünya’daki teleskoplar daha net görüntü sunuyor

Artemis II misyonu nun en çok tartışılan yönlerinden biri, elde edilen görsel verilerin teknik kalitesi oldu. Astronotların kullandığı Nikon fotoğraf makineleri, profesyonel uzay araçlarının sunduğu çözünürlüğe yaklaşamadı. NASA’nın 2009’dan beri Ay yörüngesinde görev yapan Lunar Reconnaissance Orbiter’ı (LRO), çok daha gelişmiş kameralar ve sensörlerle Ay yüzeyini metre altı çözünürlükte tarıyor. Dünya’dan Hubble ve James Webb gibi teleskoplarla yapılan gözlemler dahi, Orion kapsülünün penceresinden çekilen fotoğraflardan daha ayrıntılı.

Bu durum, akıllara ister istemez şu soruyu getiriyor: İnsanları kilometrelerce uzağa göndermek yerine, Dünya’daki teleskoplar veya robotik yörünge araçlarıyla çok daha düşük maliyetle daha iyi sonuçlar alınabiliyorken, bu pahalı misyonun anlamı nedir?

Bilimsel kazanç sınırlı kaldı

Notre Dame Üniversitesi’nden gezegen jeoloğu Clive Neal, Artemis II misyonu na ilişkin değerlendirmesinde oldukça net konuşuyor. Neal’a göre bu görev, on yıllık planetary bilim hedeflerine yanıt vermekten çok uzak. “Bu bir teknoloji doğrulama misyonu” diyen Neal, asıl amacın Orion kapsülünün insanlı uçuşlara hazır olup olmadığını test etmek olduğunu vurguluyor. Bilimsel keşifler ise ikinci planda kalıyor.

Astronotların görev boyunca yaptığı gözlemler de bu değerlendirmeyi doğrular nitelikte. Ekip, Ay’ın karanlık yüzünde mikrometeoroid çarpmalarından kaynaklanan ışık parlamaları tespit etti. Ancak bu parlamalar, daha önce Dünya’daki teleskoplarla da düzenli olarak gözlemlenen bir fenomendi. Ohm Krateri çevresinde farklı renk tonları görüldü. Bunun dışında kayda değer yeni bir bulguya rastlanmadı.

İnsan gözünün avantajı teoride kaldı

Artemis II misyonu öncesinde NASA bilim insanları, insan gözünün renk ayrımı ve üç boyutlu algı konusunda robotik sensörlerden üstün olduğunu sıklıkla dile getiriyordu. Astronotların anlık karar verme yeteneğinin, yerden yönetilen robotlara göre büyük avantaj sağlayacağı belirtiliyordu. Ancak uygulamada bu avantajların sınırlı kaldığı görüldü.

Orion kapsülünün pencerelerindeki yansıma sorunları, astronotların gözlem kalitesini doğrudan etkiledi. Ekip, bu sorunu aşmak için tişörtlerle geçici gölgelikler yapmak zorunda kaldı. Ayrıca kapsülün Ay yüzeyine olan uzaklığı (en yakın noktada yaklaşık 4 bin mil) detaylı gözlem yapmayı zorlaştırdı. Bu mesafe, LRO’nun yörüngesinden (30 mil) katbekat fazla.

Görevin PR boyutu ağır basıyor

Clive Neal’ın da açıkça ifade ettiği gibi, Artemis II misyonu nun en büyük getirisi halkla ilişkiler alanında oldu. “İnsanların uzay heyecanını yeniden canlandırmak” Neal’ın deyimiyle. Fırlatma gecesinde yaşanan coşku, Apollo dönemini hatırlattı. Astronotların çektiği Dünya doğuşu fotoğrafı sosyal medyada milyonlarca kez paylaşıldı.

Ancak bu PR başarısının maliyeti de göz ardı edilmemeli. Her bir Artemis fırlatması, milyarlarca dolarlık bütçelerle finanse ediliyor. Vergi mükelleflerinin parasıyla yapılan bu yatırımın karşılığında elde edilen bilimsel veri, kabul etmek gerek ki oldukça mütevazı.

Sonuçta ortada bir soru işareti var

Artemis II misyonu nu bir başarısızlık olarak nitelendirmek doğru olmaz. Teknik anlamda Orion kapsülü beklenen performansı gösterdi, mürettebat sağlıklı bir şekilde görevini tamamladı. Ancak bu görevin bilimsel bir keşif yolculuğu olmadığı da ortada.

Dünya’daki teleskoplarla daha net görüntüler alınabiliyorken, robotik uzay araçlarıyla çok daha kapsamlı veriler toplanabiliyorken, insanlı bir yörünge görevi için bu kadar kaynak ayırmanın ne kadar rasyonel olduğu tartışmaya açık. NASA’nın bir sonraki hedefi olan Ay yüzeyine iniş (en erken 2028) belki daha somut bilimsel kazançlar getirebilir. Ancak o zamana kadar yapılacak her yörünge görevinin, Artemis II’ye benzer şekilde sınırlı çıktılarla sonuçlanması kuvvetle muhtemel.